Venezuela’da ABD Müdahalesi: Irak ve Afganistan’ın Tekrarı mı?

ABD’nin Venezuela Politikası ve Potansiyel Riskler

Geçtiğimiz hafta sonu, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ABD donanma gemisinde, gözleri bağlı ve kelepçeli bir şekilde görüntülenmesi, uluslararası arenada yankı uyandırdı. ABD Başkanı Donald Trump, Maduro’nun ve eşi Cilia Flores’in tutuklanmasının ardından, ABD’nin Venezuela’yı “güvenli, uygun ve adil bir geçiş” sağlanana kadar yöneteceğini duyurdu. Bu hamle, ABD’nin Venezuela’daki politikasının geniş bir eğilimi yansıtıyor ve geçmişteki müdahalelerin hatalarından ders çıkarılmadığına işaret ediyor.

“Amerika’nın Güç Zehirlenmesi” ve Zor Kullanımı

Uzmanlar, ABD’nin Venezuela’ya yönelik müdahalesinin, Washington’un giderek artan bir şekilde askeri, ekonomik ve politik zor kullanma eğiliminin bir sonucu olduğunu belirtiyor. Bu tür zorlayıcı politikalar, kısa vadede itaat sağlayabilirken, uzun vadede sürdürülebilir bir güç oluşturma stratejisi olarak başarısızlıkla sonuçlanıyor. Zor kullanıldığında, direniş sertleşebilir, diplomatik seçenekler daralabilir ve yerel siyasi başarısızlıklar, ulusal gururla ilgili mücadelelere dönüşebilir.

Maduro Rejimi ve Venezuela’daki Kriz

Maduro’nun yönetimi altında Venezuela’nın ekonomik çöküşü, demokratik kurumların zayıflaması, suç ağlarının devletle iç içe geçmesi ve milyonlarca insanın ülkeyi terk etmesi gibi ciddi sorunlar yaşandığı tartışılmaz bir gerçek. Ancak, bir lideri – hatta acımasız ve yetersiz bir lideri – görevden uzaklaştırmak, meşru bir siyasi düzen kurmakla aynı anlama gelmiyor.

ABD’nin Yaklaşımı: Zorla Yönetim Tuzağı

Uluslararası güvenlik, iç savaşlar ve ABD dış politikası alanında uzman olan bir akademisyen, ABD’nin Venezuela’yı yönetme niyetini ilan etmesinin, dış güç tarafından dayatılan zorla yönetimin bir tuzağına girmesi anlamına geldiğini vurguluyor. Bu durum, yerel meşruiyeti dış güçle karıştırılmasına yol açabilir.

Geçmişteki Müdahalelerden Dersler: Afganistan, Irak ve Libya

Akademisyen, ABD’nin geçmişteki müdahalelerinden çıkarılacak önemli dersleri hatırlatıyor:

  • Afganistan: 2001’de Taliban rejimini devirmek için yapılan müdahale, 2021’de ABD güçleri çekildikten sonra neredeyse anında çöktü.
  • Irak: 2003’te Irak’ın işgali ve Irak ordusunun teslim olması, ABD’nin uzun süren bir yönetim ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalmasına neden oldu.
  • Libya: Libya’daki müdahale, ülkenin istikrarsızlaşmasına ve iç çatışmalara yol açtı.

Denge Kayması: Askeri Güç ve Diplomasi

ABD’nin güç kullanma biçimindeki kayma, yeni bir askeri müdahale projesi analizine dayanarak belgeleniyor. Analiz, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ABD’nin askeri müdahalelerin sıklığını önemli ölçüde artırırken, diplomasi ve diğer araçlara yeterince yatırım yapmadığını gösteriyor. 2026 yılına kadar, ABD’nin çatışmayı önlemek için Dışişleri Bakanlığı’na ayıracağı her 1 dolara, Savunma Bakanlığı’na 28 dolar ayrılacak olması, askeri gücün ilk seçenek haline gelmesini sağlıyor.

Kinetic Diplomasi ve İstikrarsızlık

Kinetic diplomasi – Venezuela örneğinde, zorla rejim değişikliği – daha etkili olduğu için değil, hemen kullanılabilir tek araç olduğu için varsayılan bir seçenek haline geliyor. Donald Trump, Atlantik dergisine yaptığı açıklamada, Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodríguez’in, “doğru olanı yapmazsa çok büyük bir bedel ödeyeceğini” söylemişti.

Sonuç: Sürdürülebilir Çözümler İçin Diplomasi ve Meşruiyet

Venezuela’daki durum, ABD’nin dış politikasında daha geniş bir eğilimi yansıtıyor: askeri güce aşırı güven ve diplomasiye yeterince önem vermemek. Sürdürülebilir bir barış ve istikrar için, zor kullanmak yerine diplomasi, ekonomik kalkınma ve kültürel etkileşim gibi araçlara öncelik verilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, Venezuela, Irak ve Afganistan gibi geçmişteki hataların tekrarı olabilir.

Haberin Diğer Kareleri

Gözler bağlı, kelepçeler Umut mu, çaresizlik mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir