Küresel Hegemonik Çatışma: ABD-İran Restleşmesi ve Kaybedenler Savaşı
Giriş
Umman açıklarında yaşanan gerginlikler, İran ve ABD arasındaki dolaylı görüşmelerin perde arkasını aydınlatırken, küresel ve bölgesel güç dengesindeki değişimleri gözler önüne seriyor. Bu durum, küresel hegemonya mücadelesinde zayıflayan iki aktörün çırpınışları olarak değerlendiriliyor. ABD, çok kutuplu dünya düzenine geçiş sürecinde itibar ve güç kaybını telafi etmeye çalışırken, İran ise halkının rızası olmadan düşmanının merhametine sığınan bir konumda bulunuyor.
ABD’nin Durumu
Jeffrey Epstein skandalıyla derin ahlaki ve insani bir çöküş yaşayan ABD, hegemonik kan kaybı yaşamaya devam ediyor. Ukrayna’da Rusya’ya karşı verilen savaş, ABD için ağır bir darbe olmuş, ticaret savaşlarından da beklenen sonuçlar elde edilememiştir. Eski Başkan Donald Trump, ülkenin imajını yeniden yapılandırmaya çalışsa da, bu kolaylıkla mümkün görünmüyor. Elon Musk gibi isimler dahi küresel ekonomik büyümeye katkıda ABD’yi sollayan Çin ve Hindistan’a dikkat çekerek güç dengesindeki değişimi kabul ediyor.
Ukrayna ve Ekonomik Yük
ABD ve AB’nin Ukrayna’ya verdiği yaklaşık 50 trilyon dolarlık destek, aslında havlu örmek anlamına geliyor. 38 trilyon dolarlık borç yükü altında ezilen ABD’nin savaşma kapasitesi de tartışmalı bir konu. 1991’deki Irak Savaşı’nda bölgeye 500 bin asker konuşlandırılırken, şimdi ise Hürmüz Boğazı’nda sadece 5 bin asker bulunuyor. Bölgedeki üslerde toplam 40 bin asker bulunması, İran’a karşı bir rejim değişikliği hedefi dahi koyamayacak kadar yetersiz bir sayı.
İran’ın Durumu
Nokta saldırılarla füze stoklarını 10 bine çıkaran ve aylık 300 füze üretim kapasitesine sahip İran, ABD’ye karşı sert karşılık verme potansiyeline sahip. 357 milyar dolarlık ekonomiye sahip İran’ın, 38 trilyon dolarlık ekonomiye sahip ABD ile karşı karşıya gelmesi, pek de ciddiye alınmayan bir durum olarak değerlendiriliyor.
Stratejik Amaç Nedir?
ABD’nin İran’ı yıkmak yerine kontrol etmeye yönelik bir strateji izlediği biliniyor. İran’ı ve küresel enerji nakil hatlarının can damarı konumundaki Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek, bölgedeki petrol üreticisi ülkeleri ve Asya ve Avrupa kıtalarındaki alıcı ülkeleri de kontrol etmek anlamına geliyor. Ancak, bu durumun ABD için ters teptiği ve planlarının başarısız olduğu görülüyor.
Sonuç
ABD ve İran arasındaki gerilim, küresel dar geçitte zaten kaybeden iki aktörün savaşına dönüşmüş durumda. Bu durum, bölgesel ve küresel güç dengesindeki değişimlerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Her iki ülkenin de içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi zorluklar, bu çatışmanın çözümünü zorlaştırıyor.
- Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
İlgili Yazılar
- Epstein kriziyle post-siyonist döneme geçiş (5.02.2026)
- İran’da işe yarayacak mı? (3.02.2026)
- Trump’ın Maliki isyanı (1.02.2026)


