Kalp Krizi Riskinde Farklılık: Genetik ve Çevresel Etmenler

Kalp krizi, dünya ve Türkiye’de en önemli ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Klasik faktörler bazı bireylerde bu riski artırsa da bazı kişilerin kriz geçirme olasılıklarının diğerlerine göre daha düşük çıkabildiği belirtiliyor.

Genetik Yatkınlık ve Çevresel Etmenler

Kalp krizi çok faktörlü bir süreç olarak değerlendiriliyor. Genetik yatkınlık, çevresel etmenler, yaşam tarzı, metabolik sağlık ve damar yapısı gibi pek çok bileşen birbirine giriyor.

Genetik miras, hem risk artırıcı hem de koruyucu olabilecek çok sayıda varyant içeriyor.

SMuRF-less Bireyler

Son dönemde yapılan çalışmalarla, kalp krizine yol açan birçok vakada, geleneksel risk faktörlerinin (hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, sigara) bulunmadığı bireyler tespit ediliyor ve bu grup SMuRF-less olarak tanımlanıyor. Bu bireylerde, klasik risk faktörleri olmamasına rağmen kriz görülebiliyor.

Bu durum, bu kişilerin damar sisteminde daha sağlam yapısal faktörlere sahip olduklarını ve inflamatuvar yüklerinin düşük olabileceğini düşündürüyor.

Koruyucu Genetik Varyantlara Sahip Kişiler

Genetik miras, hem risk artırıcı hem de koruyucu olabilecek çok sayıda varyant içeriyor. İşte dikkat çekici bazı örnekler:

  • Kromozom 9p21 bölgesi: Miyokard enfarktüsü ile bağlantılı güçlü genetik sinyal olarak tanımlanıyor.
  • Koruyucu alleller / düşük risk genotipler: Bazı genetik çalışmalar, belirli SNP kombinasyonlarının (örneğin apolipoprotein allelleri, lipid metabolizmasına ait mutasyonlar) damar esnekliğini, inflamasyon tetiklenmesini ve ateroskleroz gelişimini daha iyi düzenleyebileceğini gösteriyor.
  • Genetik risk skorları: Çeşitli risk allellerinin toplam etkisini değerlendiren genetik risk skorları sayesinde, bazı bireylerin risk profili oldukça düşük çıkabiliyor.

Bu bağlamda, genetik olarak mavi bölgelerdeki popülasyonlarda gözlenen, düşük kardiyovasküler mortalite örnekleri dikkat çekici bulunuyor. Bu bölgelerde yaşam biçimi + genetik koruyucu faktörlerin bir araya gelerek ideal kombinasyon yaratabileceği belirtiliyor.

Epigenetik ve Gen-Çevre Etkileşimleri

Aynı genetik yapıdaki bireyler bile çevresel etmenlerin (beslenme, egzersiz, stres) etkisiyle farklı fenotipler gösterebiliyor. Bazı kişilerde gen ekspresyonu düzenleyici mekanizmalar daha verimli çalışabildiği için bu durum riskin azalmasını sağlayabiliyor.

Bu bağlamda, kalp krizine yol açan faktörlerin bir araya gelmesi ve koruyucu faktörlerin etkisiyle riskin azalmasını sağlayabiliyor.

Çevresel Etmenler

Kalp krizi riskinde çevresel etmenler de etkili oluyor. Örneğin, sigara içimi, diyabet, yüksek kolesterol gibi risk faktörleri kalp krizine yol açıyor.

Bu bağlamda, yaşam biçimi ve genetik koruyucu faktörlerin bir araya gelerek ideal kombinasyon yaratabileceği belirtiliyor.

Çıkış

Kalp krizi riskinde farklılık, genetik yatkınlık ve çevresel etmenler arasında yer alıyor. Bazı gruplarda bu riski artıran klasik faktörlere rağmen kriz geçirme olasılığının daha düşük olduğuna dikkat çekiliyor. Bu bağlamda, koruyucu faktörlerin etkisiyle riskin azalmasını sağlayabiliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir