Kevin Warsh’ın Fed’deki Yükü: Faiz Oranları ve Borçlanma Maliyetleri Dengesi
Kevin Warsh‘ın Fed’e Getireceği Değişimler ve Beklentiler
Kevin Warsh’ın Federal Rezerv (Fed) Başkanı olarak atanması, özellikle faiz oranları konusunda yönetimle uyum sağlayıp sağlamayacağı tartışmalarını beraberinde getirdi. Ancak asıl önemli soru, Warsh’ın politika faiz oranlarını düşürürken aynı zamanda Fed’in devasa hazine tahvilleri portföyünü küçültme ve bu iki hamleyi piyasaları sarsmadan nasıl yapacağıdır. Warsh’ın düşünceleri yıllardır takip ediliyor ve özel sektörün riskleri fiyatlamasına izin vererek Fed’in portföyünü azaltması gerektiği savunuyor.
Warsh’ın QE Eleştirisi ve Riskler
Warsh, 2011’de Fed Yönetim Kurulu’ndan ayrılırken, uzun vadeli tahvil ve ipoteğe dayalı menkul kıymetleri alarak faizleri baskılama politikası olan niceliksel kolaylaştırma (QE) politikasını eleştirmişti. QE’nin finansal piyasaları merkez bankası likiditesine bağımlı hale getirdiğini, hükümetin borçlanmayı kolaylaştırdığını ve sermaye yanlış tahsisine yol açarak gelecekteki istikrarsızlığın tohumlarını ektiğini savunmuştu. Warsh, 2018’de yaptığı açıklamada, “Sürekli QE uygulamasının en büyük endişem, ekonomideki sermaye yanlış tahsisleri ve hükümetimizde sorumlulukların yanlış dağılımı” ifadesini kullanmıştı.
Tahvil Vadesi Uzatma ve Mali Yük
Hazine Bakanlığı, 2022’de politika faiz oranlarını yükseltmek zorunda kalana kadar, olabildiğince uzun vadeli tahvilleri yeniden finanse etmekte doğru bir adım atmıştı. 2008 krizinde piyasadan nakit sağlamak için kısa vadeli bonolarla ortalama vade 49 aya düşürülmüştü. Ancak 2025 yılına kadar ortalama vadeler 71 aya kadar uzatıldı. Şimdi, Fed’in bilançosunda bulunan 4,2 trilyon dolarlık tahvillerin vadesinin dolmasıyla birlikte yeni bir durum ortaya çıkıyor.
Yeniden Finansman ve Piyasa Etkileri
Fed, bu tahvilleri özel piyasalara bırakırsa, vadeler için daha yüksek bir fiyat bekleyebilir. Bu durum, işletmelere ve ailelere ek yük getirecek ve ayrıca, ulusal borç faiz ödemeleri için zaten 1 trilyon doların harcandığı Federal hükümetin bütçe yükünü artıracaktır. Bu yılki yeniden finansman takvimi, geçen yıl yaklaşık 9 trilyon dolarlık kısa vadeli bononun vadesinin dolması ve kısa vadede yeniden finanse edilmesi gibi agresif olacak.
Warsh’ın İlk Testi: 7-10 Yıllık Tahviller
Warsh’ın ilk sınavı, önümüzdeki yıl vadesi dolacak yaklaşık 500 milyar dolarlık 7 ila 10 yıllık vadeli tahvillerin nasıl ele alınacağı olacak. Fed, Warsh’ın ilkelerine uygun olarak uzun vadeli tahvil alımlarını durdurursa, özel piyasaların bu vadeleri üstlenmesi gerekecektir. Piyasaların, ABD’nin borçlanma maliyetleri için 10 yıla kadar vadede %4,3’ün üzerinde bir getiri talep etmesi olasıdır. Mevcut ekonomik koşullarda bu durum önemli bir etki yaratabilir.
Üçlü İkilem: Seçenekler ve Riskler
Kevin Warsh, üçlü bir ikilemle karşı karşıya: Bilançoyu küçültmek ve yüksek uzun vadeli getirileri kabul etmek (bu, yönetimin borçlanma maliyetlerini azaltma hedefine ters düşebilir ve zaten donmuş bir konut piyasasını daha da istikrarsızlaştırabilir). Fed’in mevcut portföyünü korumak ve düşük getiriler sağlamak (bu, uzun zamandır eleştirdiği parasal baskınlığı sürdürmek anlamına gelir). Mevcut durumu korumak için olası bir çözüm olan, vadesi dolan menkul kıymetleri daha kısa vadeli olanlarla değiştirmek (bu, özel sektörün riskleri üstlenmesini erteleyerek piyasayı term kredi eksikliğine bırakır ve temel mali sorunu daha da kötüleştirir).
Hangi seçeneğin daha az riskli olduğu belirsizliğini koruyor. İlk seçenek, riskli varlıkların yeniden fiyatlanmasına ve potansiyel bir resesyona yol açabilir. İkinci seçenek, Warsh’ın pozisyonla ilgili olduğunu düşündüğü entelektüel çerçeveden uzaklaşmasına neden olabilir. Üçüncü seçenek ise zaman kazandırabilir, ancak aynı zamanda piyasayı term kredi eksikliğine bırakarak temel mali sorunun daha da kötüleşmesine neden olabilir.
Fed’in, COVID-19 dönemine ait daha uzun vadeli tahvillerin vadesi dolana kadar birkaç yılımız var. Bu süreçte, Paul Ryan gibi deneyimli bir ismin rehberliği büyük fayda sağlayabilir.

