Kirk Douglas’un The Omen Çakması, Kendi Zamanında Kült Klasik Oldu
“The Omen”in İzinden Giden “The Chosen”, 49 Yıl Sonra Kült Statüsü Kazandı
1976 yapımı “The Omen” filmi, Richard Donner’ın yönetmenliğinde büyük bir gişe başarısı elde etmişti. Film, yaklaşık 60 milyon dolar hasılat yaparak (bugünün parasıyla 340 milyon dolar) dönemin en çok kazandıran yapımlarından biri olmuştu. Ancak filmin kültürel etkisi, bir on yıl kadar sonra daha belirgin hale geldi. Başlangıçta bazıları tarafından gösterişli bir korku filmi olarak görülen “The Omen”, zamanla gerçek bir tür klasiği olarak takdir gördü. Harvey Spencer Stephens’in canlandırdığı Damien karakteri, filmin kültürel etkisini pekiştiren bir sembol haline geldi. Film, özellikle 2000’li yılların sonlarında “Paranormal Activity” ve “The Conjuring” gibi yapımların önünü açan “possession” (şeytan çıkarma) filmlerinin yükselişine de ilham verdi.
“The Chosen” ve “The Omen” Arasındaki Bağlantı
Elbette, “The Omen” filminin başarısı, birçok taklit ve benzer yapımın ortaya çıkmasına neden oldu. Çoğu unutulduysa da, bunlardan biri kendi başına bir kült klasiği haline geldi: Kirk Douglas‘ın başrolünde olduğu “The Chosen” (Seçilmiş Olan), aynı zamanda “Holocaust 2000” olarak da bilinir. Film, “The Omen”in olay örgüsünü doğrudan kopyalamış. Kirk Douglas, Robert Caine karakterini canlandırıyor; bu karakter, “The Omen”deki Robert Thorn’un (Gregory Peck tarafından canlandırılan) karşılığı olarak tasarlanmış. Ancak aralarındaki ince fark, Caine’in bir iş insanı ve sanayici olması, Thorn’un ise Amerika Birleşik Devletleri’nin İngiltere Büyükelçisi olmasıdır. “The Omen” gibi, Kirk Douglas’ın karakterinin etrafında da şüpheli ölümler dizisi yaşanıyor. Damien ve “The Chosen”ın kendi ürkütücü yavrusu Angel, tasarladıkları büyük planları gerçekleştirmek için tehdit olarak gördükleri kişileri ortadan kaldırıyor. Damien, ilk bakıcısını, burnunu sokan bir papazı ve hamile annesini hedef alırken, Angel ise babasının nükleer bir santral inşa etmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırıyor.
Farklılıklar ve Ortak Noktalar
Her iki film de dini metinleri güncel olaylarla ilişkilendiriyor. “The Omen”, sonsuz denizi Robert Thorn’un politik dünyası olarak yorumlarken, “The Chosen”da santralin mimarisi, kehanetlerden alınarak tasarlanmış. İş tanımlarındaki ve karakter isimlerindeki yüzeysel değişikliklere rağmen, “The Chosen”, Hollywood efsanesinin oynadığı bir figürün, kıyameti getirmek için babasının nüfuzlu konumunu kullanmaya çalışan bir oğlu olduğu genel ilerlemeyi takip ediyor.
“The Chosen”un Kült Klasik Statüsü
“The Omen” gibi, “The Chosen” da kendi izleyici kitlesini bulmak için birkaç yıl beklemiş ve taklitçi dalgasının içine karışmıştır. Film, “The Omen”ın daha tuhaf unsurlarını benimseyerek hem Donner’ın filminden ayrışıyor hem de kendine özgü bir “schlocky” (kalitesiz, eğlenceli) çekicilik katıyor. Kirk Douglas’ın varlığı, dini saçmalıkları en azından bir miktar yere sağlam basıyor. “The Omen” ciddi bir yaklaşımla ele alınırken, “The Chosen” ise kendi eksikliklerini daha eğlenceli bir yaklaşımla dengeleyerek kült klasik statüsünü kazanmasında önemli bir rol oynuyor. Ancak, Douglas’ın filmindeki belirli bir alt olay örgüsünün günümüz değerleri açısından oldukça kötü bir şekilde yaşlandığını belirtmek gerekir. “The Chosen”, aynı zamanda hem ortamı hem de şeytanı değiştirmesiyle de farklılık gösteriyor. Avrupa ve ABD’den Orta Doğu’ya taşınması, filme farklı bir ton katarken, Angel Caine rolüyle Simon Ward’ın seçimi de filme farklı bir tehdit unsuru getiriyor. 5 yaşındaki Damien’in aksine, tam yaşındaki Angel, babasıyla açıkça entrikalar kurabiliyor ve bu durum, “The Omen”de görülen tek adam seferberliğinden farklı bir güç mücadelesine yol açıyor.
- “The Omen” Puanı: 9.0/10
Haberin Diğer Kareleri






