Sevgililer Günü’nde Aşk Değişti: Hisler, Algoritmalar ve Red Flag’ler
Sevgililer Günü’nde Aşkın Evrimi
14 Şubat Sevgililer Günü’nde ilişkiler ve aşk, kuşaklar arası farklılıklar ve sosyal medyanın etkisi üzerine yapılan araştırmalar, net veriler sunarken, hisler ve duygusal algılar ise karmaşık bir hal alıyor. Eskiden aşk, iki kişi arasında yaşanan özel bir deneyimdi. Günümüzde ise bu deneyim, takipçiler, eski sevgililer ve algoritmalarla iç içe geçmiş durumda. İlişkiler artık yaşanmakla birlikte, izleniyor, kıyaslanıyor ve yorumlanıyor. Bir fotoğrafın altındaki tek bir emoji bile, uzun süren tartışmalara yol açabiliyor.
Eskiden Aşk Daha mı Güzeldi?
Günümüzde insanlar daha hızlı tanışıyor, daha hızlı bağ kuruyor ve daha hızlı vazgeçiyor. Seçenek bolluğu, bazen değersizlik hissini tetikliyor ve “Daha iyisi var mı?” sorusu, ilişkilerin derinleşmesini engelliyor. Ancak, eskiden her şeyin daha iyi olup olmadığı sorusu da tartışmalı. Belki de eskiden aşk daha romantik görünüyordu, çünkü daha az görünürdü.
Red Flag’ler ve Duygusal Farkındalık
Günümüzün önemli avantajlarından biri, ilişkilerde duygusal farkındalığın artması. Eskiden romantize edilen davranışlar, artık uyarı işaretleri olarak değerlendiriliyor. Örneğin, aşırı kıskançlık, sürekli kontrol etme veya manipülasyon, “red flag” olarak kabul ediliyor. Duygusal sorumluluk almak, açık iletişim kurmak ve sınırları korumak ise “green flag” olarak nitelendiriliyor.
Her Davranış Red Flag Değildir
Ancak, her davranışın red flag olarak etiketlenmesi de bir sorun. Mesaj geç yazmak, yalnız kalmak istemek veya sosyal medyada aktif olmamak gibi durumlar, yanlış yorumlanabiliyor. İnsanlar, bir davranışın bağlamını anlamadan hüküm veriyor ve her kusuru red flag olarak görüyor. Oysa her kusur, insan olmanın doğal yan etkilerinden biri olabilir.
Bilinç ve Tolerans Dengesi
Eskiden ilişkilerde bilinç azdı, sabır fazlaydı. Şimdi ise bilinç fazla, tolerans az. İnsanlar sınırlarını daha iyi biliyor ve kendini korumayı öğrenmiş durumda. Ancak, kırılganlık göstermekten de korkuyorlar, çünkü kırılganlık, algoritmanın dünyasında zayıflık olarak algılanabiliyor.
Aşkın Sahnesi Değişti
Aşkın kendisi değişti mi? Belki hayır. Ancak aşkın sahnesi değişti. Işıklar daha parlak, seyirci daha kalabalık ve gürültü daha fazla. Belki eskiden aşk daha sade olduğu için daha derin hissediliyordu. Belki şimdi daha karmaşık olduğu için daha yorucu.
Sevgililer Günü’nde Eskiyle Vedalaşma Trendi
Sevgililer Günü’nde geçmiş ilişkilerden kalma eşyaları bağışlama gibi etkinlikler popülerleşmiş durumda. Bu etkinliklerin mantığı tartışmalı. Geçmişi hatırlamak, güzel bir günün içine negatif enerji katmak anlamına gelebilir. Elbette eskinin enerjisinden kurtulmak gerek, ancak bu etkinliklerin bugünde yapılması zamanlama hatası gibi görünüyor.
Markaların Kampanyaları ve Duygusal Minimalizm
Markaların “eski adresleri silme” gibi kampanyaları, “acı çektiysen indirim kazanırsın” mantığıyla ilerliyor gibi. Duygusal minimalizm, sponsorlu içerik eşliğinde sunuluyor. Eskiyi hatırlatmadan yeniye alan açmak mümkünken, geçmişi sahneye çağırmak tuhaf bir yaklaşım.
Sosyal Medya mı İlişkiye, İlişki mi Sosyal Medyaya?
Sorulması gereken soru şu: Sosyal medyayı mı ilişkiye taşıyoruz, yoksa ilişkiyi mi sosyal medyaya? Ve bir de şu: Gerçekten red flag gördüğümüz için mi uzaklaşıyoruz, yoksa artık tahammül eşiğimiz mi düştü? İki insan birbirini sevdiği zaman her şeyin kolaylıkla ilerlemesi gerekirken, egolar buna engel olabiliyor. Aşkın en büyük düşmanı sosyal medya veya egolar olabilir.
Sonuç: Aşkı Bırakmamalıyız
Ne olursa olsun aşktan vazgeçmemeliyiz. Bu sevgililer gününde tartışmaya davet ediyoruz. Belki de en radikal hareket, hiçbir şeyi silmemektir. Çünkü gerçek temizlik, kampanya koduyla olmamalıdır.
- Yazar: Funda Karayel
- Kaynak: Sabah.com.tr
- Tarih: 14 Şubat 2026
Haberin Diğer Kareleri




